top of page

Çocuklarda Bağlanma Stilleri

  • Yazarın fotoğrafı: noroviapsikoloji
    noroviapsikoloji
  • 16 Eki
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 28 Eki


Çocuklarda Bağlanma Stilleri
Çocuklarda Bağlanma Stilleri

Siz odadan çıkar çıkmaz başlayan ağlama krizleri. Veya tam tersi: odayı dolduran o sessizlik. Bir ebeveyn olarak bu sahnelere aşinasınızdır. Dışarıdan bakıldığında biri “bağımlı”, diğeri ise “bağımsız” gibi görünebilir. Peki ya bu basit gözlem, buz dağının sadece görünen kısmıysa?

Bu farklı davranışlar aslında tesadüfi değildir. Gelişim psikoloğu Mary Ainsworth'ün meşhur "Yabancı Ortam" deneyiyle ortaya koyduğu gibi, bu tepkiler çocuklarımızın bizimle kurduğu derin ve tutarlı ilişki kalıplarını, yani "bağlanma stillerini" yansıtır. Bu stiller, çocuğun zihninde ilk ilişki şemalarını oluşturur: ‘Ben sevilmeye değer miyim?’, ‘Başkaları güvenilir mi?’ gibi en temel sorulara verilen ilk cevaplardır. Bu stiller, bir çocuğun güvenlik, sevgi ve dünya algısını nasıl inşa ettiğini gösteren, onun içsel dünyasına açılan paha biçilmez bir penceredir.

Bu yazıda, bağlanma teorisini dört temel başlık altında inceleyeceğiz.

1. Güvenli Bağlanma:

"Yabancı Ortam" deneyinde güvenli bağlanan çocuklar, anneleri odadayken etrafı özgürce keşfeder, oyuncaklarla ilgilenirler. Anneleri odadan ayrıldığında doğal olarak üzülür ve ağlarlar. Ancak en önemli kısım, anneleri geri döndüğünde yaşanır: Hemen teselli bulur, ona sarılır ve kısa sürede sakinleşerek güvenle oyunlarına geri dönerler.

Bu "güvenli üs" konsepti neden bu kadar kritik? Çünkü öğrenmek ve keşfetmek, doğası gereği bir miktar belirsizlik ve güvensizlik içerir. Güvenli bağlanan çocuk, korktuğunda ya da zorlandığında sığınabileceği güvenli bir limanı olduğunu bilir. Bu sarsılmaz güven duygusu, onu dünyayı keşfetme konusunda daha cesur, daha meraklı ve daha özgüvenli yapar. Bu çocuklar ileride daha yüksek öz saygıya, esnek duygu yönetimine ve akranlarına göre daha gelişmiş sosyal becerilere sahip olma eğilimindedir.

Böylece ebeveynin mevcudiyeti, çocuğa keşfedeceği ve öğreneceği güvenli bir temel sağlamaktadır. Bu temel, çocuğun daha fazla özgüven ve yetkinliğe ulaşmasını teşvik eder.

Bu güvenli temel, ideal olanı resmeder.

Peki ya bir çocuk, sığınacağı limanın güvenli olmadığını öğrenirse ne olur?

2. Kaygılı-Kaçınmacı Bağlanma:

Bu bağlanma stiline sahip çocuklar, anneleri odadan ayrıldığında neredeyse hiç tepki vermezler. Hatta anneleri geri döndüğünde ondan uzaklaşır, göz temasından kaçınır ve onunla etkileşime girmeyi reddederler. Dışarıdan bakan biri için bu çocuk son derece "rahat" ve "bağımsız" görünebilir.

Ancak bu sakin görünüm aldatıcıdır. Spangler ve Grossmann'ın 1993 yılında yaptığı bir çalışma, bu çocukların davranışsal olarak sıkıntı göstermeseler de fizyolojik olarak yoğun bir stres yaşadıklarını ortaya koymuştur. Anneleri odadan ayrıldığında, bu "sakin" görünen çocukların kalp atış hızları, tıpkı hıçkırarak ağlayan güvenli bağlanan bebeklerinki gibi tavan yapmaktadır.

Peki neden böyle davranıyorlar? Bu bir duygusuzluk işareti değil, aksine öğrenilmiş bir savunma stratejisidir. Bakım vereni tarafından ihtiyaç duyduğu yakınlık ve fiziksel temas sürekli reddedilen veya duyarsız müdahalelerle karşılaşan çocuk, zamanla bir beklenti geliştirir: Yakınlık ararsam reddedileceğim. Bu acıdan korunmak için, başa çıkmak zorunda kaldığı devasa bir hayal kırıklığını yönetmek adına, en temel içgüdüsü olan yakınlık arayışını acı bir şekilde bastırmayı öğrenir.

Kaçınma modeli, temas gerektiğinde, reddedilme riskini en aza indirmek için çocuğun anneyle yakınlığını sürdürmesini sağlayan psikolojik bir bedel karşılığında geliştirilmiş bir stratejidir.

Peki ya ebeveynin tepkisi reddetmek değil de, tamamen öngörülemez olursa? İşte bu durum, çocuğu bambaşka bir ikilemin içine hapseder.

3. Kaygılı-Kararsız Bağlanma: Hem Yakınlık Arayışı Hem Öfke İkilemi

Bu çocuklar "Yabancı Ortam" deneyinde annelerinden ayrıldıklarında yoğun bir kaygı ve sıkıntı yaşarlar. Ancak asıl ikilem, anne geri döndüğünde başlar. Sakinleşmekte aşırı derecede zorlanırlar ve çelişkili davranışlar sergilerler: Bir yandan anneye çaresizce yapışırken, diğer yandan onu iter, öfkeyle direnç gösterirler. Hem yakınlık ararlar hem de bu yakınlığa öfke duyarlar.

Bu kafa karıştırıcı davranışın temelinde, bakım verenin tutarsız tepkileri yatar. Bazen aşırı ilgili ve şefkatli, bazen ise tamamen tepkisiz, meşgul veya engelleyici olan bir ebeveyn, çocukta öngörülemez bir dünya algısı yaratır. Çocuk, ihtiyacı olduğunda annesinin orada olup olmayacağını, ona şefkat mi yoksa ilgisizlik mi göstereceğini asla bilemez.

Bu durum çocuk için trajik bir ikilem yaratır: Rahatlık ve güven kaynağı olması gereken kişi, aynı zamanda belirsizliğin ve hayal kırıklığının da kaynağıdır. Bu nedenle çocuk, rahatlamak için güvendiği kişiye tam olarak güvenemeyeceğinden asla emin olamaz. Bu öngörülemezlik, çocuğun keşif sistemini tamamen devre dışı bırakır. Dünyayı öğrenmek yerine, hayatta kalmak için tüm bilişsel enerjisini tek bir göreve odaklar: tahmin edilemez olan ebeveyni çözmek.

4. Düzensiz Bağlanma:

Diğer güvensiz bağlanma stilleri (kaçınmacı ve kararsız), çocuğun zorlu koşullara uyum sağlamak için geliştirdiği öngörülebilir, tutarlı—ancak sağlıksız—stratejilerdir. Düzensiz bağlanma ise bundan çok daha farklıdır; bu stil, tutarlı bir stratejinin tamamen çöktüğünü veya hiç var olmadığını gösterir.

Bu çocukların davranışları son derece kafa karıştırıcı, çelişkili ve dağınıktır. Main ve Solomon'un gözlemlediği davranışlar arasında şunlar bulunur: aniden donakalma, anlamsız ve tekrarlayıcı hareketler, ebeveyne doğru yaklaşmaya çalışırken aynı anda yüzünü başka bir yöne çevirme veya ondan uzağa bakma.

Bu davranışların temelinde çözülemez bir paradoks yatar: Çocuğun bakım vereni, genellikle onun için bir korku kaynağıdır. Biyolojik olarak tehlike anında sığınmak üzere programlandığı kişi, aynı zamanda tehlikenin ta kendisidir. Bu "kaç ya da sığın" ikilemi, çocuğun başa çıkma mekanizmalarını tamamen çökertir.

Bu durumun sonuçları ağırdır, kendilerine ve başkalarına dair derin olumsuz içsel modellere yol açar. Sonuçları arasında uyum problemleri, psikolojik rahatsızlıklar, akademik başarısızlıklar ve hatta kendine veya başkasına zarar verme potansiyeli taşıyan şiddet davranışları gibi ağır tablolar bulunur.

Sonuç: Geleceğimizi Şekillendiren Erken Dönem Şemaları

Gördüğümüz gibi, bir çocuğun annesi odadan çıktığında verdiği tepki, anlık bir duygudan çok daha fazlasını ifade eder. Bu dört stil, bir çocuğun ilişkilerin nasıl işlediğine, kendisinin sevilmeye değer olup olmadığına ve diğer insanların güvenilir olup olmadığına dair geliştirdiği derin "içsel çalışma modellerini" yansıtır. Bu modeller, gelecekteki tüm ilişkileri için bir temel şema oluşturur.

Bu erken dönem şemaları, görünmez bir mürekkeple yazılmış hayat senaryoları gibidir. Bağımsızlık sandığımız şeyin derin bir güvensizlik, öfke sandığımız şeyin ise çaresiz bir yakınlık arayışı olabileceğini bize hatırlatır.

Peki, çocuklukta öğrendiğimiz bu ilk ilişki haritaları, bugün yetişkin olarak kurduğumuz bağları ve ilişkileri farkında olmadan nasıl yönlendiriyor olabilir?


 
 
 

Yorumlar


bottom of page